Etiketler

şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Kasım 2024 Pazar

FARK ETMEDEN


 Fark Etmeden

Fark etmeden çok yorulmuşum.

Aklımı bıraktığım yer kalbimi

bıraktığım yerden habersiz.

Bedenim kafa tutuyor ruhuma,

İnadına sitemkâr inadına neşesiz.

İflah olmaz bir dağınıklığın içinde

çıkışı arıyorum.

Gidilmemiş ülkelerde sanıyorum panzehiri.

Kaçtıkça uzaklaşıyorum ben olmaya verdiğim kavgalardan.

Başka birine dönüşüyorum.

Kendimi aradığım yerin adı yok.

Mecburi sohbetlere dalıp sıradan

İnsanlara dönüşüyorum.

Refik Halit’in Agah Efendisini eleştirmekten

perişan olmuşum.

Agah Efendilere alışıyorum.

Sisli bir havada berrak bir görüş için silkelenir gibi…

Sarsılıyorum bir umut bir şeyler değişir gibi. 

Evden uzaklaştığımı hissettiğim vakitler var.

Kekeme sohbetler başlıyor o sıra.

Yabancı tabelalar dökülüyor

dükkânların camlarına.

İsmini anımsayamadığım kahve

markaları yarışıyor vitrinlerde.

Gürültüler yükseliyor insanların boğaz çakralarından.

Ruhları esir alınmış iri yarı bedenler

Korkunç silüetlere bürünüyor.

Tenekeciden yükselen seslerle yarışıyor her biri.

Belki diye başlayan sohbetler

figüran senaryoları hazırlıyor.

Eyvah demeye kalmadan kapılıyorum girdabına

Sonra başlıyorum sonu gelmez isyanlara.

Vehimlere, keşkelere, suçlulukla karışık nedametlere. 

Bir parçası oluyorum kuru kalabalığın

Boş vermişlik hastalığına yakalanan onlarca beden.

Şehrin angarya reyonları gibi

koloniler hâlinde dolaşıyor sokaklarda.

Kafamın içinde dönen müziğin sesini yükseltmekte

buluyorum geçici çözümleri

Bağırtılarım şarkı oluyor

Beni kimse duymuyor.  (12/07/2023- 03/11/2024. 22.56)

                                                               Ayşe OKTAY

 yazargibiyim.blogspot.com 

 

 

 

 

 

 

 

12 Eylül 2024 Perşembe

BAKIR KAPLAR GİBİYİM

 Bakır kaplar gibiyim.
Her geçen gün artan bir hüzünle kalaylanan
kızıl renkli eski kaplar.
Kalbimin tortuları dökülüyor
Paslı demirler gibi arıtılmayı beklemenin hazzıyla
Günbegün artan bir ışıltıyla
Şenleniyor kalbimin odaları.
Asırlık eski yapılar gibi kayıp çağlara açıyor tunç kapılarını.
Asırlardır buradayım,
Sesim bedenimin duvarlarından dönüp beynimi yoruyor.
Yalnız ve sessiz olduğumu sanırlar.
Nesiller ve paradigmalar var baş etmem gereken.
Tabuları var dik durmam gereken.
Kalabalık bir toplulukla yaşıyorum,
direnmeden.
Bu ne özgür bir seçim.
Ve onlar,
Kaybettiğimi sandılar, kazanmayı seçmediğim için.
Neyin bedelini ödediğimi bilmediğim
acılar çekiyorum.
Göğsümde dikilen suçlu bedenler,
Zihnimde çarpışan atlı askerler,
Mecalsizce tutunduğum bulanık geçitler,
Bastıkça sallanan ahşap köprüler,
Ve payıma düşen kararsız yolculuklar… 
Birkaç damla gözyaşı eşlik ediyor şen kahkahalarıma
Vehimlerim titrek gölgeler çiziyor akşamın dar vakitlerinde
Akşamları katmerleyen ürpertiler sarıyor içimi.
Kaburgalarımda yangınlar birikiyor.
Nefesimi tutup saymaya başlıyorum.
1’de ilkokul bahçesindeyim,
Oyundan atılmışım.
2’de bir duvara direnç gösteriyor minik bedenim,
3’te tohumlaşmış dikenli otların üstüne düşmüş suratım.
Çocuğum, ağlayamıyorum.
Çocuğum, ağlama; diyemiyorum.
4’te terk edilmişim.
Kanıma dokunmuş,
Yıkıp dökmüşüm ne varsa.
Kendimden soğumuşum ona adandıkça.
Yılların üzerinde okyanuslar birikiyor.
Kuytularda yuvalanan istiridyelerde saklı inci taneleri gibi ışıldıyor
ütopyamda umut barındıran düşler.
Sonu gelmeyen umut edişlerimin
yorgunluğu var üzerimde.
Yine de durmuyorum.
Kendimden kendime bir yol çizip
Donuk cismimin içinde seferler düzenliyorum.
Bir yol var biliyorum.
Nedensizce korkuyorum.                                             Ayşe OKTAY (04.01.2024 – 12.09.2024)

 

 

 

27 Eylül 2023 Çarşamba

Bu Uzaklığın Bir Yakınlığı Var

 



        

Gözlerine her baktığımda

Aramızda yeni uçurumlar açılıyor.

Yeni ve sonsuz uçurumlarda köksüz ağaçlara teslim ediyoruz bedenlerimizi

Ki ben o yarlardan sayısız düşüşlerimi biliyorum.

Son düştüğüm yerde atıyor kalbim hâlâ.

Kalbim dizlerimde atıyor.

Düştüğüm yer bir köle pazarı.

Kanım akıyor izbe bir koridora.

Peşinden yaşanabilir ne varsa umut ettiğim…

Varoluşuma adadığım kavgalarım

Ben olmak için verdiğim çabalarım

Kalbimin odalarında büyüttüğüm çiçeklerim.

Elimi attığımda tutacağım ümitlerim.

Sandık lekesinde kaybolan heveslerim,

Bir avuç gözyaşında boğulan sözlerim.

Ödediğim bedellerim…

 

Bu yakınlığın bir uzaklığı var.

Senin kaçamadığın girdapların

Benim geç kaldığım duyguların

Koşup koşup aynı eşikte karşılaşmamız,

Yine dönüp çaresizlikle kaçışımız,

Hedefsiz, bozguncu rüzgârlar gibi etrafa saldırışımız,

Kendimize vuruşumuz…

 

Hiç yara almadan çıkmak da bir başarıysa bu savaştan

Ölü bedenlerle savaşmamıza bir ad konmalı.

Kan ve yara.

Ölümsüzlüğümüze bedel gerekiyordu elbet.

Yüz yüze bakamayacak kadar basıp geçtik

Egolarımızın üstünden.

İz bırakacağız, biliyoruz.

Konuşamayacağımız acılarımız var.

Bilseler korkarlar.

Ya da bilmesinler, orta akıllılar.

Bugün ya da başka bir zaman diliminde

Burada veya başka bir yerde

Yollarımızın kesişmesini beklemeyeceğiz.

Ruhen ayrılamayacak kadar karıştık,

Belki merak ederiz tenlerimizin aldığı şekilleri

Saçlarımızın yaşadığı dönüşümü,

Belki ses tonumuz duruyor mu diye bir de selamlaşmak isteriz.

Biz duruyor muyuz, orada mıyız?

Gelecekte ne kadar varız,

Merak ederiz… 

‎(3 ‎Ağustos ‎2023 ‎Perşembe, ‏‎21:27:20- 28/09/2023 Perşembe, 00,34)     

                                                                                        Ayşe OKTAY

 

        

 

 

 

 

 

17 Ocak 2023 Salı

Fezada Yolculuk




zihninde yer ettiğim kadar varlık sürüyorum.

Beni hatırlamazsan hiç yaşamamışım gibi olacağım.

Unutulmuş isimlerden, terk edilmiş evlerden bir parça olacağım.

Beni hatırlamazsan kaybolup gideceğim fezada

Bugün ya da başka bir gün ölmemin bir farkı olmayacak.

Yokluk denen toz bulutunda,

 bir zerreceği doldurmakla görevlendirileceğim belki de.

Soluduğun havada sonsuzluk çağrısını bekliyor olacağım.

Akşamın ışıkları kırılıyor

Binbir duraklı semada

Yıldızdan taşıtlar inip kalkıyor.

Kimliksiz çocuklar dolaşıyor ay ışığında.

Oyun alanları parsellenmiş sayısız çocuk.

Aidiyet umuduyla ışıklı bahçeler peşinde.

Ama çocukların uyku saatine ne oldu?

 Sabah olacak bir şeklide.

Yaralı çocuklar evlerinden çıkıp sokakları dolduracak bu sefer.

Dokunmadan geçecekler bağ kurma ihtimali olan hiçbir varlığa

Evrene borçlu kalmayıp

Gururlu bir alacaklı gibi

Dimdik selamlaşıp gidecekler.   (24/ 09/2022) Ayşe OKTAY


15 Ağustos 2021 Pazar

TEMASSIZ GEÇİYORUM DÜNYADAN

Temassız Geçiyorum Dünyadan

Temassız geçiyorum dünyadan

Dokunulmamış anılar götürüyorum avuçlarımda.

Sonu bilindik hikâyeler yazıyorum gökkubbeye.

Akşam olunca

Küçük kahveli kaçamaklara döküyorum içimi.

Kahve fincanlarının dibinde biriktirdim heveslerimi.

Sinemdeki közlere basıp geçecek cesareti yoktu kimsenin.

Vakti de yoktu.

Sabrı da yoktu.

Beklemedim ki dinlenmeyi, anlaşılmayı…

Anlaşılmak gibi bir derdim de yoktu.

Derin sessizliklere sarılıyorum kimi vakitler.

Şalıma saklanıp boşluğa dalmak da bir ihtiyaç oluveriyor.

Sessizliğin kopardığı fırtınadan irkilerek kalktığım o anlarda

Kafamın içinde atlı ordular çarpışır

Tutamam bedenimi

Sarsılırım eylemli cümlelerin ağırlığından.

Bir inilti dolanır dudaklarıma

Ağrılarıma sarılıp uyuma ihtiyacı geliverir.

Soluklanacak yer ararım.

Evrenin yuvarlağına kondurduğum /sandalyem/

Sandalyem müzikli ilkokul oyunlarında kapılmış olmalı.

O fırsatçı çocuklara söyleyeceklerim var:

Yerimi dolduramayacak dünya!

Kent ormanları gibi

Hep vardım bir yerlerde

Uzaktan izlediğimiz görkemli koruluklar gibi

Soğuk ve mesafeli çitler çektim bedenime.

İzin verdiğim kadar görülebildi yeşilliklerim.

Serin ve kuytu gölgeliklerim vardı.

Hazinemdi onlar.

Açamadım. Ayşe OKTAY  (10 /08/ 2021 -  16 /08/2021)

#yazargibiyim #makaleseç

İnstagram: muhayyel_l

 

Yazar Gibiyim- şiir

 

7 Ağustos 2021 Cumartesi

İPEK BÖCEĞİ

İpek Böceği

İPEK BÖCEĞİ

Nice tokmaksız kapıdan geçtim

Eşikten eşiğe koşarken şükretmenin hazzına vardım.

İçimde saraylar yıkıldığında.

Benim olan harabelere sığındım.

Haneler sakinlerini ışıltılı memleketlere uğurladı.

Yıldızsız kentlere aldandı arzular.

Haneler ışıksız kaldı.

Yapayalnız bir yolculuktu zahirdeki.

Oysa sen tutuyordun ellerimi.

Dağ başına son umut gibi kondurulmuş,

O küçük kulübeden sızan ışık da söndü.

İçimdeki gaz lambalarını yakıp

Yeniden bir yola çıkma vaktidir.

Belki eylemsizliktir,

Ütopyamda büyüttüğüm dut ağacının kovuğuna sığınıp

İpek böcekleri gibi yarınsız yaşamaktır ihtiyacım olan.

Belki…

Sır gibi sakladığım heveslerime tutunup

İçten dışa bir koşuştur .

Anda kalmaktır,

Kendimi bulmaktır.

Bulduğunu sevmektir.

Sevdiğine ikna olmaktır.

Yolculuğumun bundan sonraki durağı

Yeni bir nefesle çoğalmaktır.

Kim bilir… (14 Temmuz-8 Ağustos 2021)

Ayşe OKTAY- #yazargibiyim #makaleseç instagram: @muhayyel_l

 


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

19 Mayıs 2021 Çarşamba

Mumlar ve Tütsüler

 


Mumlar ve Tütsüler

Satırlarımda dolaşan kokular

Çoktan gitmişlik hissine yön çiziyor.

Sır kokuyor sır.

Anda kalmakla bir ilgisi olmalı kokuların.

Işınlanıveriyorum ansızın çocukluk yaralarıma.

Kanatıyorum, kanatıyorum.

Zaman denen nesneyi çiğneyip geçiyorum.

Anıların eskimek gibi bir huyu olsaydı

Göğsümden dikenler çıkarmazdım kanata kanata.

Hatıraların ekmek bıçağından bir farkı yok.

Kalbimizi tırtıklayarak deşiyor, haberimiz yok.

Atlı arabamla kaybolan ilk sevinçlerim

Yabancı soluklardan umut fısıldıyor.

Bir tütsünün kıvrımlı dumanında sürüyor yolculuğum.

Duraklarca inip binmekten yorgun düşen kalbim

Kente giriş için sıra bekliyor.

Kâh saç telime kadar kızardığım sebze bahçesinde alıyorum soluğu

Kâh onlarca kişilik odadan kaçarak çıktığım bayram sabahlarında.

Korkunç suratlar görüyorum etrafta;

Yiyici, kan emici, utandırıcı, suçlayıcı, sorgulayıcı…

Hiç durmadan hareket etmemin kaynağını buluyorum.

Durursam katlanamayacakmışım,

Hep koşmuş, hep kaçmışım.

İsmini koyamamışım.

Bir yerde sebat göstermeyi öğrenene kadar sürmüş

Tırtıkçılarla yüzleşmem.

Kalbimi yoran ne varsa karşıma çıktı bu yolculukta.

Ama atlı arabam son gördüğüm yerde değildi

Sis bulutlarının içinde dört yaşında küçük bir kız dolanıyor.

O, biliyor oyun oynayamayacak kadar yetişkin olduğunu.

Akrandan öğreniyor, taklit ediyor.

Oyuncaklarım fezaya mı atıldı?

Kaç milyon yıl gerekir tamamen yok olmalarına?

Bir zamanlar temas ettiğim her şey

Tamamen yok mu oldular

Birikiyorlar mı yoksa bir yerlerde?

Başka bir âlemde yeni bir yolculuğa çıkmış olma ihtimallerini düşünüyorum

İlk oyuncağım nerede?

Merak ediyorum. 

                           Ayşe OKTAY (10/01/2020- 02/05/2021) (23.49)


#yazargibiyim

#makaleseç

 

 

 

29 Ocak 2021 Cuma

Kış Katarsisi

 


Kış neden seni hatırlatıyor

Donuk bakışların dikiliyor karşıma.

Telaffuzu imkânsız bir dili var mizacının.

Ezberini unutmuş zavallı bir ilkokul çocuğuyum karşında.

Buz tutuyor bedenim,

Kapanıyor şehrin tüm yolları.

Göğe çevirip başımı medet umuyorum.

Kaskatı kesiliyor, bu kar sağanaklarında.

Korkunç biri beliriyor,

 Müphem bakışlarına kafa tutacak mecali olmayan,

Kalmaktan yana yol bulamayan,

Bu kaçak kız.

İçimdeyse kaynayan şelaleler akıyor,

Üstünde yumuşak buharların gezindiği

Sıcacık şelalelerin başında geçiyor saatler.

İçimde çok seviliyoruz.

İçimde çok mutluyuz.

İçimde ayrılık yok.

Birbirimizin uzantıları gibi

Ayrılığın ve kavuşmanın olmadığı

Bir ırmaklar şehrinde var olmuşuz.

Birlikte yaratılmışız.

Ki senin bundan da haberin yok.

Kış, en çok sana yarıyor,

Nefret ettiğin egomdan zerre kalmıyor

Kışa yeniliyorum görmüyor musun?

Ya aşarsan diye ince ince işlediğim /duvarlarım/

Duvarlarım bir bir yıkılıyor.

Üstümde boyuma varmayan ince bir şalla

Kalakalıyorum damsız bir evin ortasında.

“Ne olursa olsun” diyemedim ya

Kış… En çok pişmanlıklarımı hatırlatıyor. Ayşe OKTAY - (17 Ocak 2021)

BLOGLAR: 1)yazargibiyim.blogspot.com     2)makalesec.blogspot.com


#yazargibiyim

#makaleseç


5 Aralık 2020 Cumartesi

BENİM ŞARKIMI BAŞKASI SÖYLÜYOR



Benim şarkımı başkası söylüyor, hiçbir şey yapamıyorum

Elleri var çaresizliğin

Boğuyor karşı koyamıyorum.

Balondan sokaklarda tüketiyorum nefesimi.

Dilini bilmediğim şarkılar çalıyor yanımda, yöremde

Anlamsızca kıpırdıyor dudaklarım.

Onlara benzemeye çalışmak kadar yorucu bir eylem nefes almak da…


Yabancı sokaklarda mana arıyorum.

Kulaklıktan kendi şarkımı dinler gibi bakıyorum etrafa/hayata

Ahengin durduramadığım sallanışları var.

Kimi duraklarda ansızın dokunuveriyor telime

Can veriyor ağrıdan mecalsiz dizlerime.

Koşmayı deniyorum, uçmayı beceremediğim anlarda

Birden patlıyor balonlar,

Sönüyor ışıklar,

Bakışlarım donuyor, kalakalıyorum tanımadığım bir şehirde.

Yabancı soluklar bozuyor şarkımın melodisini.

Acıdan titriyor, ellerimin arasında gizlediğim suratım.

Koştukça daha derinleşiyor boşluk,

Önce mahallemi unutuyorum

Sonra adımı.

Adım gidince ben kalmıyorum.

Adım gidince hiç yokmuşum gibi yaşıyorum.

Bana adımı sorsalar bulacağım, diyorum.


 (17 Ocak 2018) Ayşe OKTAY

BLOGLAR: yazargibiyim.blogspot.com/ makalesec.blogspot.com

#yazargibiyim

#makaleseç

 

 

 

13 Ağustos 2020 Perşembe

OLMAZ

 


Olmaz,
Yıkıntılarımda dolaşıyormuşsun
Habersiz kuşlar uçuyormuş kalbinin kanatlarında.
Yaklaşmaz,
Duygularımın kıvrımlı bir mizacı vardır.
Arada es verip sesinle dinlenmiş gibi görünse de
Uzaklarda can attığı menziller vardır.
Kalırım sandım,
Bir şeyler sıradanlaşır benim hayatımda da
Kök salarım rutin bir mahallede
Ve sana benzerim kaygısız kalabalıklar içinde.
Denedim en azından.
İçinde gezindiğim kalabalığın dışındayım çoktan
Camdan insanlar geçiyor etrafımdan, yanımdan
Kapısız kalpleri var.
Zorlarsam ellerim yara dolar.
Hayalini kurduğun sıradanlık,
Seninle çok yakın gibi görünse
Anladım,
Bu rutin beni öldürüyor.
Olmaz,
Dünyam kalbine sığmaz. (‎29 ‎Temmuz ‎2019 ‎Pazartesi, ‏‎06:03:41)
                                              Ayşe OKTAY
                                                       #yazargibiyim

                                                       #makaleseç

 
 

 

 

 

10 Ağustos 2020 Pazartesi

Serin Kokular Yayiliyor Memleketimden


Mis gibi bağımız bahçemiz 
Ormanımız serin
Toprağımız puslu
Havamız arı.

Serin kokular yayılıyor memleketimden 
ileri.

Dünyanın merkezidir benim memleketim.
Güneş burada doğar 
Buradan gider ufkun arkasindaki istirahat mekânina.

Mutlu kediler yaşar memleketimde
Hepsi çocuğumdur, gulumsememdir.
Insanlari da vardir 
Kimi dargin kimi dingin kimi hayta...
Uzaktan uzağa sevmenin modası geçmemiştir hâlâ buralarda. ... 

Sardunyaya fille denir benim köyümde
Aynı renkten kovalarca dizeriz
Hep aynı kokunun büyüsüyle
Kadifemsi bir hayat süreriz.
Ayşe OKTAY
(6 Haziran 2020)
.
.
.


 
                                      #yazargibiyim Ayşe OKTAY 



21 Temmuz 2019 Pazar

Bu Dünyadan Ben De Geçtim

Yazar Gibiyim
Yaşasın Yaşam

Işıksız bir evde doğdum ben.
Üzerime kerpiç kokusu sindi.
Bir elime dünyayı verseler
Öbür elimde toprak kokusu ağır basar.
Direncim modernizmedir.
Postmodern arayışların gölgesine sinmiş
Dingin bir hayat sürüyorum.
Soran olursa: Bu dünyadan ben de geçtim,
İzimi bırakıyorum.  
Ayşe OKTAY
#yazargibiyim 16.31  (21. 07.2019)

25 Haziran 2019 Salı

Bir Devinim Hikâyesi

yazar gibiyim
Bir Devinim Hikâyesi

Zaman geçiyor
Suskunluğumun alışkanlığa evrilmesi kadar
Yalnızlığın oturaklı duruşunu sevdim.
Tumturaklı sözlerin ergence çıkardığı  kavgalardan
İğne deliğinde yol almanın hazzına vardım.
.

Ben bir bulutum
Cisimsiz bir su balonu gibi evrilerek veriyorum mücadelemi
Kaşlarımda anlamsız imzalar bırakan yanılsamalarım
Kitaplar dolusu konuşurken
Çelimsiz bir kız çocuğu kadar varlık gösterebildim.
.

Uzunca bir yoldan bahsediyorum,
Sonrası meçhul zaman kipinde
Başı keşkeli varsayımların peşinde.
.

Hiç susmayacak mısın kızım!
Sustum işte…
  Kim  duyabilir ki sesimi?
En son kim duydu?
En son kim dinledi?
Sözcüklerin  boşa geçen yıllara ad olmaktan başka işlevi olmadığını öğrendiğimden beri
Hissetmenin devingen yüceliğini tadıyorum.
.

Hissetmek nedir?
Koklamak gibi bir şey.
Mis gibi bir bulutu
Havayı ve gökyüzünü koklamak gibi.
Kokladıkça göğün katmanlarında yok olmak gibi.
Hissetmek, kaybolmak gibi…
En çok da kendi kuturlarında…
Ayşe OKTAY
(18. 38- 25. 06. 2019)


18 Mayıs 2019 Cumartesi

İntikam Küçük Bir Meseledir


Sesin dünyama geniş ve yeşil bahçeler sunuyor.
Bana en çok baharı hatırlattığın için mi kızamayışım.
Yeniden doğuşlarımın başlangıcı olman mı?
Bak, ufuk ilerliyor.
Başka dünyalara karışıyor sesin.
Kuş olup, çiçek olup ağaç olup geliyor kulaklarıma.
Sesin bir yabancının bedeninden çıkıyor
Bir yabancının adımları yaklaşıyor yavaşça.
Benim küçük adımlarım
Devrimlerimdi
Hitabetimdi
Meydan okuyuşumdu
Tutsak olduğum bir oymağa.
Putlarımın yere devrilişiydi.
İhtilaliydi dogmatik dünyamın.
Duvarlarımı bir bir yıkışımdı sana gülümsemek.
Seni sevmek…
Sevmenin günah olduğu bir güruha meydan okumaktı.
Günahlarını bile sevmekten linç edilişimdi.
Ben kimseye dayamadım ki sırtımı.
İnsan kalabalıklarla mı yaşar?
Yok, insan kalbinin ısındığıyla yaşar.
Kalbim sana ısındı.
Kalbim senden soğudu.
Saatler ilerledikçe boşalan vagonlar yeniden doluyor.
Yerim ayrılmış
Yolculuğum başlamış.
İntikam küçük bir mesele
Sevmek uzunca bir roman gibi…
Sevmek uzunca bir yolculuk gibi…(08.55) (18.05.2019)
 #yazargibiyim



1 Mayıs 2019 Çarşamba

Vazgeçmenin Eşiğinde Son Cümleler



Bugün ve her gün
Yeni kararlar eşliğinde seni biraz daha unutmak.
Unutmak demişken
Mecburiyetlerin de unutmaya etkisi vardır.
Rüyalar
Anılar
Hisler
Ve aldanışlar.
Hangisinin yol göstericiliği daha ışıklı?
Aydınlık vuslatlara
İzbe yollardan gidilemezdi.
Durdum ve düşündüm.
Terk ettim sana gelen karanlık ve müphem yolu.
Belirsizlikler içinde süren yılların
Şaşkın ve aydınlık günlere borcu var elbette.
Sana atfedilen ayların yıllara yansımasını düşündüm de
İçinde adsız nesneler taşıyan vagonlar gibi geçtim hayatından.
Hayatımdan…
Çok şey çaldın yazımdan, kışımdan.
Oysa bir kadın,
Tanınmak ve sevilmek için yaratıldığını düşünürdü.
Düşündüm ben de.
Kendi varlığını unutturacak biri asla onun adamı olamazdı.
Olmayacağına kanaat getirdim.
Bugün önümde yeni bir ben
Yeni bir düzen var.
Bazı unutuşlar şifalıdır.
Seni kalbime yazdığı gibi
Sökülüşün de acıdır biraz.
Eskiyen her nesne gibi
Kendiliğinden çözülen bağların da etkisini göz ardı edemem tabii.
Ayrılık, kendiliğinden gelince kolay,
Spontane gelişince şifalı görünüyor.
Şifa olsun sana, bana yokluğum.
Şifa olsun senden uzaklaşan yolum.
Yokluğum,
Soğukluğum,
Tutukluğum,
Tam söylemeye çalışırken vazgeçişim,
Söylemekten korkmuşluğum,
İçimde tutmuşluğum,
İçinde yol almışlığım,
Noktasız cümleler gibi
Sonlanmadan kaçışım…
Kaçtım ben,
Şifa olsun ikimize de. #yazargibiyim 
(1.5. 2019) (17.00)



5 Nisan 2019 Cuma

Ya Anlamazsan?

“Sözcüklerimi seçerek yazıyorum dizelerimi
Anlarsın diye korkuyorum.
Ya anlamazsan?
En çok da bundan korkuyorum.” (6.4. 2019. 01.00) #yazargibiyim #makaleseç 

4 Nisan 2019 Perşembe

Soruyorum!



Oluru varsa olurdu.
Eski çağlardan gelen
İkna edici bir öğreti ile büyüdük.
İsyanlar suçluluk olarak birikirken gırtlağımızda.
Öksürük diyen doktorun diplomasını sorguladık.
Biz biliyorduk, üşütmediğimizi.
İçimizde ah’tan ağaçlar büyüttük.
Kendimizi yeniden doğururken kalp kanallarımızdan
Bizim neslin kervanı çoktan kaldırdığını gördük.
Şimdi, kimin suçu bu geç kalmışlık hissi?
Kader miydi?
Acziyet miydi?
Herkes büyürken biz niye eridik? 23.00 4.4.19
 #yazargibiyim #makaleseç

9 Mart 2019 Cumartesi

İNANIR MISIN BAHAR GELDİ?


bahar geldi
Bahar geldi inanır mısın?


Bahar geldi inanır mısın?
Penceremden titrek karlar savuran kış
Nihayete erdi.
Camlarıma kara geceden yıldızlar indi.

Kader sandığım geceler ve kışlar…
Bir el sallamaya bakıyormuş meğer.
Yeni mevsime kaçışlar.
Oysa bitmez sanırdım.
Kaderin içinde gelgitler çizen
İrademe başkaldırırdım.
 Hâlbuki süklüm püklüm bir zavallıyım
Sözde diklendiğim
 bu döngünün bu savrukluğun elinde.
Yine de seviyorum
Dizginleyemediğim girdapların
Bahara çıkan kapılarını.
Ara sıra soluklanma hissi veriyor
Bir sonraki çalkantıya kabul veriyor.
Zannederdim ki güneş aydınlık içindir.
Öğrendim ki kara kışın ertesinde ısınmak içindir
Hazırlamak içindir yeni başlangıçlara
Yeni çöküntülere
Belki yeni kaybedişlere.
Yeniden dirilmeye eyvallah demektir.
Ama üzülme
Seni de unutmadım bunca derdin içinde.
Sevmek diyorum,
Derken dilim peltekleşiyor,
Mayhoşumsu bir tat burkuyor göğüs kafesimi
Biliyorum, sen de yakıştırmıyorsun bana.
Zaten yolcuyum,
Muhtaç mıyım ki insafına!
İltifatına esir olmuş
Zavallı bir şirine sandın /belli ki/
Evler de kurarım hayatıma 
Bak,
Sonsuzluk hissi ve kayboluş bilinci
İzle,
Mevsimler en büyük kanıt değil mi
İnsanın varoluş tantanasına? (12.00) (9.3.2019)
    #yazargibiyim

20 Şubat 2019 Çarşamba

YABANCI ELBİSE


Üstünde yabancı bir elbise
Ve kulakları delen uğultular eşliğinde ilerleyiş.
Tanıdık olmayan bir parti ortamı
Ve istemsizce sallanan vücutlar gibi
Eğreti bir aldanış…
Aldanmak kimin eseri?
yabancı elbise
yabancı elbise


Valizler doldurup boşaltan
Dik başlı itaatkâr kız
Kalem ve kâğıda amade
Bir o kadar da hiçliğe talebe.
Bu düzen kimin eseri?

Masasında maketten bir ev
Sahipleri çoktan unutulmuş biblolar
Pardon, altında isim de bırakmışlar.
Bir gün gelip bir gün gidiyorlar.
Bu gidiş kimin eseri?

Düşümde bir yol var,
Yolumda ne taş ne toprak…
Kaygı var, hasret var, gurur var.
Gurursuz insan mı var?
Sende biraz abartı var.
Rüyalar kimin eseri?

İçimde bir his var.
İçimde bin bir his var.
İçimde milyon his var.
İçimde sonsuz his var.
Bir de bakmışım hepsi zarar.
Yanılmak kimin eseri?

Söyle, söyle çekinme!
Sevmek de, özlemek de, zannetmek de.
Kalp için
Basiretsiz de, avare de, aylak de.
Benim için
Kayıp de, yitik de, haktır de.
Bana yalan söyleme.
Yalpalamak kimin eseri? 22.00 (20 Şubat 2019)
#yazargibiyim